Untitled Document
  TARIM  
  Dr.Ali ÜSTÜN
aliustun@hotmail.com
 
  25.09.2012 tarihinde yazdı. (Son Düzenleme: 25.09.2012)  
     
  "MİLLİ TOHUMCULUK, KÜRESELLEŞME VE YABANCI TOHUMCULUK ŞİRKETLERİ"  
     
 

MİLLİ TOHUMCULUK, KÜRESELLEŞME VE YABANCI TOHUMCULUK ŞİRKETLERİ

Dr. Ali Üstün

Safgen Tohumculuk

 

            Dünyada tekelleşmenin adı kibarlaştırılarak “küreselleşme” yapılmıştır. Küreselleşme ile ülkeler arasında farklılıklar yavaş yavaş kaybolmaya başladı. İlk bakışta ne güzel diyebileceğiniz bir manzara. Ama ülkeler ve şehirlerarasında farklılık kalmadıkça yeni yerleri gezmenin de zevki gittikçe azalmaya başladı. Küreselleşme bir yerde milli olan değerler pahasına artmaya başladı. Olayın sosyolojik yönden etüt edilmesi halinde küreselleşmeye karşı olmak kimi yerlerde yabancı düşmanlığı olarak lanse edilmeye çalışılmıştır. Hâlbuki milli olmayı istemek yabancı düşmanlığı gerektirmez. Millilikten yanayım, ama milliyetinden dolayı hiçbir kişiye düşmanlık beslemedim. Yunanlı, Yahudi, Fransız, İngiliz ve daha birçok millerden arkadaşım oldu ama Türk olup da kraldan çok kralcı, yabancıdan çok yabancı olan arkadaşım olmadı. Bu genel bakıştan sonra küreselleşme noktasından tohumculuğa doğru adım atmak yerinde olacak.

            Türkiye’de tohumculuğun dışarıya açılması ve geliştirilmesi ile ilgili olarak 1983’de iktidara gelen Özal hükümeti teorik olarak doğru ancak stratejik olarak bir yanlışın başlangıcını yapmıştır. Yerli alt yapı oluşturulmadan uluslar arası tohumculuk şirketlerinin ülkemize davet edilmesi ve gelen misafirlerimize Türk milletinin misafirperverliği yanlış yerde gösterilerek Tarım Bakanlığının il ve ilçelerdeki bütün elemanlarının bu birkaç şirketin pazarlama elemanına dönüştürülmesi stratejik hatanın kendisiydi. Hibrit veya melez çeşitleri (özellikle mısır ve ayçiçeği) yaygınlaştırma adına bakanlık elemanlarının satış elemanı gibi kullanılması esnasında kendimize ait ne mısır ne de ayçiçeği çeşidimizin olmayışı bir kenara atıldı. Türkiye 8-10 yıl kendi çeşidimiz olmasını bekleyemezdi. Ama en azından yukarıdaki hata yapılmaz ve bu şirketlerin kendi gayretleri ile piyasaya yerleşmesi ve kar etmesi yoluna gidilebilirdi. Bu şirketlerin karı nihayetinde kendi ülkelerine gidecekti. Tatlı karı gören diğer yabancı şirketler ülke içinde kendilerine ortaklar bularak ülkemize gelmeye başladı. 1990’lı yıllar yabancı tohumculuk şirketleri için tatlı karların olduğu yıllar oldu. Verimimizi arttı, yerli şirketlerimiz tohumculuğu öğrendi ve insan kaynakları ile kurumsallaşma konusunda şirketlerimiz önemli mesafeler aldı ama bu arada bir hayli kaynağımız yurt dışına aktı. Daha kötüsü ise insanımızın beynine yabancı şirketlerin isimleri çıkmayacak şekilde yazıldı. İthal tohum iyidir felsefesi aldı başını gitti. Yabancı şirketlerin yurt içinde ürettiği tohumlar bile ithal muamelesi gördü. Milletin şuuraltına işlenen ithal tohumluk asıl tehlikeydi ve hala tehlike.

            Yıllar 2000’lere geldiğinde yabancı şirketler ülkemizi çok iyi öğrendikleri için artık yerli partner veya ortağa ihtiyaç duymaz hale geldi. Artık her gelen şirket ülke içinde kendi yapılanmasını bitirdi veya yenileri bu yapılandırmayı devam ettiriyor. Resmi rakamlarımızda ülkemize giren yabancı sermaye arttı diye gösteriyor kendisini bu yeni oluşum. Artık her yabancı inandı ki artık pastayı paylaşmaya gerek yok.

            Tohumculuk sektörü içinde ilk uyananlar sebzecilik sahasında çalışan şirketlerimiz oldu. 1990’lı yılların ortalarında başlayan araştırma ve geliştirme yatırımlarının meyvelerini 2000’li yıllarda almaya başladı. Artık sadece yurt içinde değil yurt dışında da Yüksel Tohumculuk, Multi Tohumculuk, Lider Tohumculuk, Bircan Tohumculuk ve ismini hatırlayamadığım diğer şirketlerimiz. Hatta bunların içinde 47 ayrı ülkede ticari faaliyette olanların bulunduğunu bilmek bana her zaman “şirketlerimiz böyle olursa küreselleşmenin benim için bir sakıncası yoktur” şeklinde ifade kullanmama yol açmıştır. Tarlacı olmam dolayısıyla bu ilk başlangıcın tarla bitkilerinde olması beni ziyadesiyle sevindirirdi. Ama tarla bitkileri tohumculuğu ile uğraşan şirketlerimiz bu yola ancak 2000’li yılların başlarında gelmiştir. Hali hazırda bu sahada çok fazla başarı olmamasına rağmen gittikçe artan gayretler yakın zamanda meyvelerini vermeye başlayacaktır. May Tohumculuk, Agromar, Polen Tohumculuk gibi finansmanı kuvvetli şirketler yanında finansmanı kuvvetli olmayan Safgen Tohumculuk gibi şirketlerimizin ıslah çalışmaları sürmektedir. Kısacası aklımızın başına gelmesi için 20 yıl ve gereğini yapmak için 30 yıl geçmesi gerekti. Sadece yıllar olsaydı. Türkiye’de mısır ve ayçiçeğinde yerli çeşitlerimizin payı % 2 ile 5 arasında değişmektedir. Eğer ayçiçeği çeşitlerinde royalti veya ıslahçı hakkının % 20 civarında olduğunu kabul edersek üreticimizin mısır ve ayçiçeği tohumu için ödediği her 100 TL’nin 20 TL’si başka ülkelere doğru akıyor. Küreselleşme tohumculukta etkisini daha fazla göstermiştir. Dünya tohumculuğu bir elin parmakları kadar sayıda olan 5-6 uluslar arası şirketin eline geçmiştir. İlginç olanı bunlar arasında İsrail kökenli bir şirket olmayışı. Tohumculuk deyince “İsrail” diye nakarat tutanlara duyurulur. Tekelleşmenin yeni silahı ise sadece 1-2 şirketin elinde tekelleşmeye giden yolun sonuna yaklaşıldığının en iyi göstergesidir. GDO artık sadece bir teknoloji değil dünya bazında tekelleşmenin sembolüdür. GDO’lu çeşitlerin ülkemiz için yanlış olduğunu düşünmemdeki asıl neden 20-30 yıl sonra ortaya çıkan uyanışın milli çıkarlarımızın pahasına tekelleşme adına sona ermesi ve her 100 TL’de ödenen 20 TL’nin 30-40 TL’lık örtülü vergiye dönüşmesi ve yerli tohumculuk şirketlerinin fason üretim yapar duruma düşmesidir. Bunun düşmanlık duyarak veya nefret ederek ortadan kalkması mümkün değildir. Akılcı ve sabırlı gayretlerle bunu değiştirmek mümkündür.

            Yabancı şirketlerin ülkemizde bulunması kalitenin gelmesi, yerli şirketlerimizin onlara yetişmesi için rekabet duygusu içinde daha kaliteli ve teknolojik üretime doğru yönelmelerini ortaya çıkaracaktır. Ancak bunun için bir şart bulunmaktadır. Yerli şirketlerimiz içinde sadece kar saiki ile kalite ve ticari ahlaktan sapma gösteren kar için her yolu mubah sayan şirketlerin en sert ve uzun süreli cezalandırılmalarıdır. Aksi halde yerli tohuma olan güven duygusunu artırmak mümkün olmayacaktır.

            Yabancı tohum şirketlerinde çalışanların neredeyse tamamına yakını kendi arkadaşlarımız veya kardeşlerimiz. Bu kardeşlerimize düşman olmak veya onları suçlamak hangi nedenle olursa olsun yanlış olacaktır. Aldıkları ücretin hakkını vermek ve helal para kazanmak için çalışmaları gayet normal ve ahlakidir. Ancak gâvurun ekmeğini yiyen kılıcını sallar deyimini haklı çıkarırcasına gecesini gündüzüne katarak hak ettiğinin 2 katı çalışan, şirketi için diğer yerli şirketinin önünü kesmekten çekinmeyen kısacası kraldan çok kralcı olanlar bekledikleri saygıyı göremediklerinde hayal kırıklığına uğramamaları gerekir. Üzücü olan bu arkadaşlarımızdan bazılarının ülkemizde tohumculuk ile ilgili sivil toplum kuruluşlarında yönetici olma hevesleridir. O elbise ile önünde Türk yazan sivil toplum kuruluşlarında görev alma gayretini hep gayri ahlaki gördüm. Kişisel hırs veya kazanç ile açıklanabilecek bu tür gayretlere destek çıkan yerli şirketlerimizin bazılarında yönetici konumunda olanların “iyi insan” “çok kibar” “bir zararını görmedim” gibi bahanelerle bu tür davranışları desteklemelerini nasıl tanımlarım bilmiyorum ama ülkemizin kurucusu Atatürk’ün “gaflet ve delalet” tanımının bu durumu çok iyi anlattığını söylemek yanlış olmayacaktır sanırım.

            Eleştiri yapan açısından zevkli, dinleyen açısından bıktırıcıdır. Eleştiri ile beraber gelen çözüm önerileri yapan için fikir derinliği, dinleyen için entelektüel bakış açısıdır. Bu yüzden fikir derinliğini yakalayabilmek için çözümler ve sentezler üzerinde durmak gerekir. Bunlar:

1. Milletleri millet yapan hoşgörüdür, birleştiriciliktir. Bu yüzden yabancı düşmanlığı başka düşmanlıklara davetiye çıkaracağından yabancı tohum şirketlerini kaliteyi yakalamak için rekabet edebileceğimiz unsurlar olarak görmek gerekir. Bu rekabette hamasi nutuklar atarak nefretten beslenmek yerine en az onlar kadar kaliteli tohum üretmeyi temel hedef edinmemiz gerekir.

2. Bu milletin tohumcuları, üreticileri, ziraatçıları yabancı şirketlere ayrımcı davranmazken yabancı tohumculuk şirketlerinin ülke tohumculuğunu yönetme ve yönlendirme hevesine katılmaması, katıldıkları takdirde yerli şirketlerimizin gaflet ve delalet örneği sergilememeleri kendi değerlerine ve kaynaklarına sahip çıkma içgüdüsünü göstermeleri ülke tohumculuğumuzun geleceği için çok önemlidir.

3. Bir tohumculuk şirketinin marka değerine kavuşabilmesi için uluslar arası standartlarda % 15 civarında araştırma ve geliştirmeye kaynak ayırması ve kaliteli üretim yapması şarttır. Marka olmak zordur ama marka olmuş tohumculuk şirketlerimiz olduğuna göre bunun yapılabilirliği ispatlanmış demektir. Sabırla ve usanmadan marka olmaya doğru giden yola girildikçe Türk üreticisi kendi tohum şirketlerine daha fazla güvenecek ve bu güven kalitenin getirisi olarak talebe dönüşecektir.

4. Kapalı toplumlar ve sistemler gelişmenin tersi yapılanmalardır. Bu yüzden küreselleşme veya tekelleşmeye karşı olayım derken kapalı bir sisteme dönüşmek küreselleşme ve tekelleşmeden daha tehlikelidir. Bu yüzden yabancı tohumculuk şirketlerinin kendi tohumculuk sistemimiz içinde bulunması kapalı sisteme gidişin önündeki en büyük engeldir. Bir baba veya annenin ne kadar tarafsız olursa olsun kendi çocuğunu diğer çocuklara göre önde tutması nasıl doğanın gereği ise Tarım Bakanlığının ve devletimizin kendi yerli şirketlerini daha fazla önde tutması eşyanın tabiatı gereğidir. Bunun aksini beklemek, iddia etmek veya aksine durum ortaya çıkarmak için çalışmak anormalliği arzulamak veya istemektir.

5. Türkiye Tohumcular Birliği ve alt birliklerinin ülkemizde tohumculuk ile ilgili arge fonları veya destekleri oluşturmaları gerekir. Bu arge destekleri yerinde, pratik ve etkin olabilecek şekilde sistemleştirilmesi en az destekler kadar önemlidir.

6. Eğitim sistemimiz tohumculuk sektörünün ihtiyaç duyduğu arge personelini yetiştirmekten uzaktır. Bu negatif olgu sadece tohumculuk sektörünün problemi değil aynı zamanda kamu araştırma enstitülerinin de sorunudur. Hatta daha ileri gidersek üniversitelerimizin geleceğe yönelik öğretim üyesi yetiştirmesinin de önemli bir handikabıdır.

            Milli tohumculuk bu açıklamaların ışığında yabancı düşmanlığı yapmadan yabancı şirketlere karşı olmadan araştırma, geliştirme, kaliteli üretim gibi enstrümanların hepsini kullanarak bizden gelen bizim olan çeşit ve tohumların gün geçtikçe artmasını sağlamak ve tohumculuk sektöründeki kurum ve kuruluşların kendi şirketlerimizce yönetilmesini istemektir. Küreselleşme girdabına kapılmadan ayakta kalmak için tohumculukta tekelleşmenin karşısında olmaktır. 

 
     
  Yazarın Tüm Yazıları  
  » MİLLİ TOHUMCULUK, KÜRESELLEŞME VE YABANCI TOHUMCULUK ŞİRKETLERİ [25.09.2012]  
  » TOHUMCULUKTA YENİ BİR MASRAF KAPISI VE ÖZERKLEŞMEDEN UZAKLAŞMA: BİTKİ PASAPORTU [27.02.2012]  
  » TOHUM İTHALAT KURALLARI VE TÜRK TOHUMCULUĞU [21.02.2012]  
  » TARIMSAL AÇIDAN 2010 YILI DEĞERLENDİRMESİ [10.11.2010]  
  » GDO VEYA GENETİĞİ DEĞİŞTİRİLMİŞ BİTKİLERE DAYALI AHKAM KESME [18.10.2010]  
  » ÇEŞİT GELİŞTİRMEDE KAMU ÖZEL SEKTÖR İŞBİRLİĞİ SAĞLANMASI [31.05.2010]  
  » TARIMSAL ARAŞTIRMALARIN YENİDEN YAPILANDIRILMASI [20.11.2009]  
  » TARIM POLİTİKALARI VE AYÇİÇEĞİ [23.09.2009]  
  » ÜLKEMİZDE YEM BİTKİLERİ TOHUMCULUĞU VE DESTEKLEMELER [11.04.2007]  
TZYMB E-ÜYE
TZYMB E-ÜYE sistemine http://www.tzymb.org.tr/uye adresinden ulaşabilirsiniz.
İNTERNET - BASINDA TARIM