Anadolu’da kopan bir fırtına bütün bir dünyayı etkisi altına alır
26.10.2010
“Himalayalar ’da korkutan bir fırtına veya İspanya’nın sahillerinde kopan bir fırtına orada sahilleri yalar geçer ama Anadolu’da kopan bir fırtına bütün bir dünyayı etkisi altına alır”

Türk siyasetinin son 40 yılında en önemli şahsiyetlerden biri olan Yılma Durak Birlik’te idi. Genel Başkanımız Fehmi KİRAZ’ın açılış konuşmasından sonra toplantıyı organize eden Sosyal Faaliyetler Sorumlumuz Mustafa Asım Mutlu tarafından Yılma Durak’ın özgeçmişi okundu ve söz kendisine bırakıldı. 12 Eylül öncesi, 12 Eylül ve sonrasını değerlendirip günümüze kadar gelen etkileri ile ilgili ufuk açıcı bilgiler veren Yılma Durak konuşmasında özetle şu konulara değindi:

Aziz dostlar, Türkiye çok önemli bir jeopolitik mekanı temsil ediyor , çok önemli bir jeostratejik mekanı temsil ediyorken stratejik bir politikanın, jeostratejik bir coğrafyanın en ciddi merkezlerinden bir tanesidir. Rahmetli Başbuğumuz’un bir sözü vardır. Diyor ki: “Himalayalar ’da korkutan bir fırtına veya İspanya’nın sahillerinde kopan bir fırtına orada sahilleri yalar geçer ama Anadolu’da kopan bir fırtına bütün bir dünyayı etkisi altına alır”. Bu coğrafya öyle bir coğrafya. Bana göre bu coğrafyada bu millet görevlendirilmiş bir millettir. Bu çetin coğrafyayı bu millet sırtına almış götürmüştür. Seksen öncesinde tabi bunu daha önceye almakta mümkündür. Ekim ihtilalinden sonra Churchill’nin avam kamarasında yaptığı çok önemli bir konuşma var. İhtilal olduktan sonra “Ey İngiliz elitleri, eğer Anadolu’yu boş bırakırsak, Anadolu’daki harekete dikkat etmezsek, korkarım ki oradaki idealistler Bolşeviklerle dirsek temasına geçer, bizim önümüzü tıkarlar. Hindistan yolunu tıkarlar.” diyor. Onun için çok önemli bir karara varmışlar. Biliyorsunuz İngilizler ve Fransızlar ihtilalden sonra Anadolu’yu terk etmişlerdir. Bu çok önemli bir mesele.
Daha sonra da 12 Eylül’den önce komünist ihtilalinin Türkiye üzerinde çok ciddi stratejik bir politikası var, bir projesi var. Şimdi orta yolu bulmalıyız. Ama kısa kısa hatırlatmak isterim. Biliyorsunuz Stalin Türkiye’den Boğazları, Kars’ı, Ardahan’ı istemiştir. “Bunu savaş sebebi yaparız” demişlerdir. Yani, Sovyetlerdeki ihtilalden sonra Anadolu Sovyetlerin stratejik hedeflerinden bir tanesidir ve bu stratejik hedef üzerinde de çok ciddi çalışmalar yapmıştır. Türkiye Komünist Partisi Moskova’da kurulmuş, Anadolu’da çok ciddi bir yapı oluşturmuştur.
Şimdi bir soruyu kendimize sormalıyız. Sovyetlerin çökmesine sebep olan Anadolu kapıları aralansa idi acaba Sovyetlerin çökmesine sebep olan bu yapı oluşur muydu? Hayır. Bunu nereden anlıyoruz? Türkiye Komünist Partisinin bilgilerden anlıyoruz ve Sovyetler Komünist Partisinin ortaya koyduğu bazı belgelerden anlıyoruz. Yani Anadolu kapılarının aralanması Sovyetler için çok önemli bir meseledir. Marksizm, Türkiye’de organize edilmiştir. Bunu Sovyetler organize etmiştir. Hepsi Sovyet kadrajına uygun hareket etmiştir. Bir çok Marksist’e sordum: “Sizin yürüyüşleriniz oluyordu, mitingleriniz oluyordu. Bu yürüyüşlerinizde, mitinglerinizde bir tek Türk bayrağı , bir tek Atatürk portresi, bir Türk büyüğünün portresi var mı?” “Yok.” Bu millet sizi seyrediyordu. Bu tiyatronun sahnesini kim tanzim etmişti diye bakıyordu. Sanki kendi evlatlarını yabancı gibi görüyor ve dışlıyorlardı.
13 Eylül’de bütün silahlarınız sustu. Üstelik oligarşik iktidar olmasına rağmen silahlarınız sustu. Sebep? Sebep şu. Siz halkla bütünleşen bir sistemi getirip koymadınız. Yani bu Hikmet Kıvılcımlar falan hep o gürültüde kayboldu gittiler. Yani bir Türk Marksizm’i, Anadolu Marksizm’i icad etmeye çalışanlar bu gürültüde kayboldu gittiler. Şimdi bunu şunun için anlatıyorum: 12 Eylül öncesindeki mücadele Türkiye’nin istiklal mücadelesidir. Bunu tüm dünya kabul etmesi lazım. Ben buna inanıyorum.
Üniversitede gençler arasında, aydınlar arasında Marksist düşüncenin karşısında bir hem fikri hem fiziki bakımdan ciddi bir yapı oluşturulmuştur. Biliyorsunuz Türkiye’de 1979 kısmi senatör seçimleri oldu. Bu kısmi senatör seçimleri çok önemli. Cumhuriyet Gazetesi 1980’de ihtilal öncesinde bir anket yayınladı. Eğer 1981 de seçim olsa idi MHP ya iktidar ya iktidar ortağıydı. Ecevit Meclis’te kalktı, çok enteresan bir konuşma yaptı. “Ey adalet partililer, tabanımız oyuluyor. Oyuldu. Faşizm iktidara geliyor” diyor. Peki 12 Eylül’de ne oldu? 12 Eylül’ün bir tek sebebi var aziz dostlarım. O da MHP’nin enterne edilmesi yani emperyal düşüncenin Amerika’ sı, Avrupa’ sı, hepsinin amacı iktidara gelme ihtimali olan MHP’yi 1980 yılının 12 Eylül’ünde engellemekti. Bunu Amerikan büyük elçisi de bir röportajında söylüyor: “Ne istiyorsunuz? Faşizm iktidara geliyor diye bunları uzaklaştırdık. Ne istiyorsunuz siz?” Türkiye’deki o günkü gelişmeleri kafamızda canlandırdığımızda görülen bu. 12 Eylül kesinlikle MHP’nin ve ülkücülerin enterne edilmesi için yapılmıştır. Bu yetmiş midir? Yetmemiştir. Yani bu fiziki uzaklaştırma fiziken MHP’yi enterne etmeye yetmemiştir.
80’den sonra Türkiye’de profesyonel fitne merkezleri kurulmuştur aziz dostlarım. Hepimizin kimyasını bozdular. Bütün Türk milliyetçilerinin kimyasını bozdular. Bu fitne merkezlerinin yaptığı bir tek şey var: ülkücü kadroları darmadağın etmek, köşelere sıkıştırmak. Bunu halen daha yapıyorlar. Onun için 12 Eylül’ü iyi tahlil ettiğimizde bir şey ile karşılaşıyoruz. O da şu: Bu ülkücüler hakikaten yaman adamlar yani çok oyunlar oynanıyor. Oyunlar oynanmaya da devam ediyor. Ama buna rağmen hiç bir güç, hiç bir kudret dünyada milliyetçilik fikrini yok edemez.
Batı milliyetçiliği yaşayan fakat söyleyemeyen bir fikri bütünlük içerisindedir. Hep batılılar milliyetçiliği yaşarlar söyleyemezler. Gevezeliğini yapmazlar. ama en küçük bir milli meseleye çok akıl almaz bir şekilde reaksiyon gösterirler.
Mesele şudur: Batı geçmişte milliyetçiliği söylüyordu, fazla yaşamıyordu. Şimdi batılılar milliyetçiliği konuşmuyorlar. Milliyetçilik ile ilgili hiç bir nutuk atmıyorlar ama milliyetçiliği yaşıyorlar. Yaşanılan bir hayat haline getirmişler. Araplar Mercedes’ i satın almak istediler, Almanya’ya çok büyük paralar teklif ettiler. Alman sanayicileri oturdular. “Ne problemin var kardeşim! Almanya’yı temsil ediyor bu marka, bunu satamazsın” deyip sattırmadılar. Şunu söylemek istiyorum. Yani milliyetçilik, milliyetçi olmak, milliyetçi düşünceye sahip olmak, çağdışı falan… Asıl ilkellik bunlarda. Bunları ben de şuna benzetiyorum. Bu eski bizim Türk filmleri var. Böyle ailesini beğenmeyen bir takım özenti içerisinde olan kızlar var. Tıpkı bunlar gibi hakikaten böyle bir zihniyete, psikolojik yapıya sahip insanlar.
12 Eylül, Türk milliyetçiliğini enterne etmek için yapılmıştır. Bunu bilmeniz lazım. 12 Eylül’den sonra bu az evvel arz ettiğim fitne merkezlerinden dolayı da maalesef çok ciddi propaganda bombardımanı olmuş ve hakikaten de bizim kimyamızı bozmaya çalışmışlardır. Tabi ki bunları oturup, sohbet etmemiz lazım, konuşmamız lazım. “Ne yapmamız gerekiyor?” sorusunu sormak lazım, bizim her birimizin cevap bulması lazım. Cevap yetmez. Türkiye’de Güç birliğine de ihtiyacımız var. Şu anda bile bizi darmadağın etmek için çok ciddi oyunlar oynandığını hepimiz biliyoruz. Peki, bunun dış sebepleri nelerdir?
Zbigniew Brzezinski büyük satranç tahtası adlı kitabında diyor ki: “Emperyalizm insanlık tarihi kadar eskidir.” İnsanlık tarihi kadar eski olan emperyalizmin çehresi yeniden tanzim edilmiştir. Bugün Orta Doğu’ya baktığınızda çok önemli bazı şeyleri yine Zbigniew Brzezinski’ nin lafıyla söyledikten sonra bu tanzime bakacağız. Türkiye’ye bakmamız lazım çünkü çoğu soruların cevabının bir kısmını orada bulabiliriz. Diyor ki; “denizlere hakim olan dünyaya hakim olur. uzaya hakim olan dünyaya hakim olur” bu stratejiler çok tartışılmıştır. Kara Hakimiyet Teorisine göre de : “Anakaraya hakim olan dünyaya hakim olur”. Peki anakaralar! Avrasya, Orta Asya’ya sahip olan dünyaya hakim olur. “Ey Amerika” diyor, “eğer küresel güç olmak istiyorsan burayı yöneteceksin. Aksi taktirde sen küresel güç olamazsın. Niye burayı yönetmen lazım? Sebep bir : Dünyadaki enerji kaynaklarının ¾’ ü burada. Sebep iki : Gayrı safi milli hasılanın %66 sı burada, pazarında burası diyor. Burayı yönetmen lazım” diyor ve bugün Afganistan’da, Irak’ta bu Avrasya coğrafyasında bazı ihtilaller oluyor. Bunların bir tek sebebi var. Sebep şu! Burayı yönetmek.
Şimdi burada önemli olan bir şey var. Amerika 11 Eylül’e kadar Türkiye’yi stratejik bir hedef olarak görmüyordu. 11 Eylül’den sonra rol dönmeye başladı. Amerika dört tane Arap’ın kendisini mağlup etmesini sindirebilir mi? Hazmedebilir mi? Hazmedemez. Bu algı Amerika’yı perişan ediyor. Bush “okyanus bile bizi koruyamadı” dedi. Çok büyük bir itiraf bu. Evet koruyamadı onları . Evet, bu işi az çok bilen bir insan olarak söylüyorum. Bir insan kendi hayatından vazgeçebilmesi için parayla sen onu kandıramazsın. Eğer bir imanı, inancı varsa bunun uğruna hayatını feda edebilir. 11 Eylül’den sonra Türkiye, Batı için, Amerika için stratejik bir önem kazandı. Ve bu önemden sonra işte büyük Orta Doğu (BOP) Projesi ve bir kısım İslam tezleri telaffuz edilmeye başlandı.
Orta Doğu’yu İngilizler hakikaten tanzim etmişlerdir. Nasıl tanzim etmişlerdir? “Barışa son veren barış” anlayışıyla yok etmişlerdir. Orta Doğu’daki çizilen bütün hudutlar “barışa son veren barış” anlayışıyla çizilmişlerdir. Çünkü bütün Orta Doğu’daki ülkeler etnik, mezhepsel, dini bütün farklılıkları o ülkelerde diri tutarak haritalarını çizmişlerdir.
İngilizler Hüseyin’e 400 bin altın vererek, bir oğlu olan Faysal’ a Irak Devletini kurdurmuşlardır. Bir oğlu olan Abdullah’a da Lübnan Devletini kurdurmuşlardır. Hepimiz bu bölgede faaliyet göstermiş olan Laurence ismini biliyoruz. Ama onun hocası Churchill’ dir. Böyle bir coğrafyada Irak diye bir devlet var mıydı yeryüzünde? Yok.. Ama 1920’lerden sonra Irak diye bir devlet öylesine tanzim edildi ki içinde mezhep, etnik yapı, çeşitli dini grupların olduğu bir yapı. “Barışa son veren barış” anlayışıyla bu Orta Doğu’yu tanzim ettikleri için biz bugün hep beraber gelinen sonucu görüyoruz.
Dünya da emperyalizm cahil ülkeyi cahil bırakarak, orda dini irşat noktalarında temsil ettirilmek ister. Bunun en önemlisi Taliban’ dır. Biliyorsunuz Afganistan’da Talibanlar, talebe hareketleri, Bin Ladin’in oluşturduğu bir çit. Ama orda öyle bir İslam anlayışı var ki bizim Kur’ an-ı Kerim’de anladığımız ifrattan, tefritten uzak orta yolu tavsiye eden bir İslam değil. Çünkü orada oradaki cehaletin üzerine, Talibanlar teşkilatlandırılmıştır. Korkunç bir cehalet var, İslam anlayışı içinde korkunç bir ifrat var. Bu durum bütün Orta Doğu’da da iyi tanzim ediliyor ve emperyalizmin bu hoş olmayan, kötü çevresi kullanılıyor.
Orta Doğu’yu tanzim edenler, şimdi bir şey daha yapıyorlar. O da şu: Kafkasya, Orta Doğu ve Arap politikalarını bir saç ayağı üzerine tanzim etmeye çalışıyorlar. Nedir o? Ermenistan, Kürdistan ve İsrail. Her emelin koridorlarını kontrol etmek, hem de bu coğrafyada bütün politikalarını bu üç sacayak üzerine tanzim etmek istiyorlar. Türkiye’de bu İngiliz akımını uygulamaya çalışıyorlar. Yani bugün artık bilinen bir gerçek var. Gerek İsrail Devletinin Arap Yarımadası içerisinde yaşayabilmesi için gerekse bu dediğim iki sebepten dolayı bir Orta Doğu’da, bizim güneyimizde, Irak’ın Kuzeyinde bir Kürt Devleti organize edilmiştir. Bu Amerika’nın, İsrail’in hayati bir meselesidir. PKK’yı Türkiye’de kim organize etti Allah aşkına? Kim dağa çıkardı? Yani bu halk, bu medeniyet, demokrasi, hürriyet, işte kuruluş kimliği gibi ağızlarına yakışmayan bu lafları işittirerek Türkiye’de birilerine “Allah Allah” dedirtecek bu lafları sürekli ettiriyorlar, ettirmeye çalışıyorlar. Ben Batı’da bulunan Kürt yoğunluğunun %60-%70 i içinde oldum ve bu sorunun nasıl çözüleceği gayreti içinde oldum. Bakınız Türkiye’deki bu PKK’nın arkasında önce Taşnak Teşkilatı yani Ermeniler var. Yani şimdi unutuluyor. İşte bu Ermeni meselesi, Ermeniler’ in Anadolu toprakları üzerindeki gayretleridir! Çünkü ortada bir PKK var. PKK’yı teşkilatlandıran, PKK’ ya lojistik destek veren Batı’da yaşayan Ermeniler ve Taşnak Teşkilatıdır.
Taşnak Teşkilatı, 1868’lerda kurulmuş, Sovyetler’ in içerisinde enternasyona iştirak etmiş böle bir enternasyonun üyesi olmuş bir teşkilattır. Mesela hiç söylenmeyen çok enteresan bir olay var: bu Taşnak Teşkilatları 1944-45’lerde Nazilere de yardım etmişlerdir.
Şimdi bunu şunun için söylüyorum PKK’nın ortaya çıkışının sebebi Büyük Kürdistan ve Büyük Ermenistan meselesidir. Ermenistan biraz ertelemiş gibi görünüyor ama Büyük Kürdistan idealine ve hedefine göre PKK tanzim edilmiştir. PKK sadece bizim askerimize kurşun sıkmamıştır. Kendisine karşı çıkan aşiretlerin bebeklerini bile öldürerek bir savaşın içerisine girmiştir.
Peşmergeler maalesef Amerikan elbisesi giyerek, Türkmenlere, sünni Araplara, Şii Araplara büyük ızdırap vermişlerdir. Dolayısıyla bugün din, mezhep, kürt, arap gerginliği çok büyük bir boyuta ulaşmıştır. Ve Amerika bundan büyük tedirginlik duymaktadır. Amerikan askerleri oradan çekildiği andan itibaren Irak’taki bu kargaşaya kimsenin engel olması mümkün değildir. Bir tek güç vardır. O da Türkiye’dir.
Amerika bu tehdit ve tehlikeler karşısında Kerkük, Musul, Şırnak, Erbil, Hakkari ve Diyarbakır’ı içerisine alan bir Federasyonun kurulmasını ve bu Federasyonun da Türkiye’ye bağlı olmasını Türkiye’ye tavsiye etmiştir. “Ey Türkiye Kerkük’teki petroller sana bağlı, dış işlerinde sana bağlı, iç işlerinde federal devletin uygulayabileceği bir federasyon oluşsun” diye çok ciddi telkinleri var.
Aziz dostlarım! Türkiye’nin içinde bulunduğu en ciddi mesele PKK meselesidir. Türk milliyetçilerinin kafa yorması gerekiyor. Bu problemlerin üzerinde hepimizin durması gerekiyor. Yani bunun çözümü kolay mı? Kolay. Bu kadar mesafe kat edilmiş olmasına rağmen emin olun ki bu meseleyi çözmek o kadar zor bir iş değil. Şimdi bakınız ben 50 yılda bu mesele nasıl çözülür diye raporlar hazırladım. Örnek olsun diye söylemek istiyorum. Atatürk Üniversitesi’nde ne kadar aşiret mensubu üniversiteye gelen öğrenci varsa bunların %90’ı bizim arkadaşımızdı. Bizim fikirlerimizi benimsemişti. Bu bizim çok akıllı olduğumuzdan kaynaklanmıyordu. Bir şeyi çok bildiğimizden de kaynaklanmıyordu. Bir şeyden kaynaklıyordu, biz o arkadaşlarımızla aramızda, bir muhabbet köprüsü kurmuştuk. Dostluk vardı, arkadaşlık vardı. Öyle bir sevgi vardı kİ, o sevginin içerisinde hepimiz aynı fikirde, aynı düşünce içersinde yoğrulduğumuzu hissediyorduk.
Çok değerli dostlarım, ülküdaşlarım, şimdi bir yanlışımız var. O da şu: Allah aşkına Kürt meselesi ile ilgili kanaatlerimizi çok net bir şekilde belirleyelim. Bir bakıyoruz etrafımıza. Aramızda Kürt var mı? Var. Kürt varsa üslup başka, Kürt yoksa üslup başka. Bunlara dikkat etmemiz gerekiyor. Yani bizler bu meselenin çözümünde önemli fonksiyonları olan ekipleriz. Kanaatimizi bir kere netleştirmeli, düşüncemizi netleştirmeli, gönlümüzü netleştirmeli, kafamızı netleştirmeliyiz.
Türkiye’de her hadisenin, her ideolojik meselenin tepesinde elitler var, aydınlar var. Yani her hareket bir aydın hareketidir. Akıllıca bir taktikle uygulanırsa bu halka halka , çeşitli yerlere de yayılabilir. Peki bunun pratikte yararı nedir? Bana göre Türk milliyetçiliğinin Kürt aydınları ile ilgili bir programa ihtiyaçları var. Çok iyi dostlarımız var, çok iyi arkadaşlarımız var. Bunları birer merkezi güç yaparak bu problem için çözüm üretmeliyiz. Bu zamana bağlı tabi. Ama gayretimizi o kadar eksik ettik ki bu son birkaç yıldan beri. Bu meseleler bizim sadece şikayet konumuz oluyor. Sonra “ah, vah” diye bakıyoruz, meseleyi böyle yorumluyoruz. Onun için bu meselelerde bu işe böyle bakmak zorundayız.
Toparlamam gerekirse, okuyan, tefekkür eden ve kedisini sorgulayan bir gençliğin iyi kontrol edilmesi halinde geleceğimizi de tanzim etme imkanını bulabiliriz. Bu fikir mekanlarını zenginleştirmeliyiz. Buraları tanzim ederek, buralarda bu sorunlarımızı çok rahatlıkla çözüme ulaştırabiliriz.

ÖZGEÇMİŞ
1940 yılında Erzurum'da doğdu. İlk, orta, lise ve üniversite tahsilini Erzurum'da tamamladı.
1961-1962 yıllarında rahmetli Osman BÖLÜKBAŞI'NIN Genel Başkanı olduğu Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi'nde Gençlik Kollan başkanlığına getirildi. Rahmetli Başbuğumuz C.M.K.P.'ye genel başkan olunca MHP'nin il yönetim kurullarının ve ülkücü yan kuruluşlarının oluşturulmasında görev aldı.
Erzurum'da haftalık Serhat gazetesi ile Kümbet ve Şelale isimli aylık fikir ve sanat dergilerini çıkardı. Demokrat Doğu Gazetesi Genel Yayın Müdürlüğü ile Milletin Sesi Gazetesi'nin Yazı İşleri Müdürlüğü'nü yaptı.
1969 yılında Erzurum İkinci Kuvay-ı Milliye Derneği Başkanlığı ile Milliyetçiler Konseyi Kurucu Üyeliği'ni yürüttü.
1977 yılından 12 Eylül 1980 tarihine kadar Tekirdağ, Kırklareli, Edirne, İzmit, Adapazarı ve İstanbul'u kapsayan illerde ülkücü teşkilatların yönetiminin tanzimi ve eğitimi için Başbuğumuz tarafından Marmara Bölge Sorumlusu olarak görevlendirildi.
Rahmetli şehidimiz eski İstanbul İI Başkanı Recep HAŞATLI’nın yardımcısı olarak MHP İstanbul İI İkinci Başkanlığını 12 Eylül'e kadar sürdürdü.
Yine Rahmetli Başbuğumuzla beraber Türk-İslam Araştırmaları Vakfı'nın kurucu üyesi oldu. Halen bazı vakıf ve derneklerin kurucu üyeliği ile yönetimlerinde görev yapmaktadır.
Evli ve üç çocuk babasıdır.

Ülkü Yolunda
“Yeryüzüne alacaklı geldiğini zanneden insanın akıbeti kısır döngü içinde heder olup gitmektir. Bazıları ne yazık ki siyaseti menfaatlerinin çirkin çekişmesi haline getirmişlerdir. Bunlar, fani dünyalarının küçük hesapları için milletleri'nin heba olmasına aldırmazlar. Halbuki; ŞEREFLİ DAVALAR ŞEREFLİ İNSANLARIN OMUZLARI ÜZERİNDE YÜKSELİR. Ülkücü yeryüzüne borçlu gelir ve Allah'a borçlu olduğu herşeyi Allah rızası için milletine ödemek mecburiyetindedir. Umulur ki; O, borç ödemekle geçen bir ömrün sonunda ötelere alacaklı gider.”
“Türk Milleti'nin iktidarı, Türk Milliyetçiliğinin muktedir olmasıyla mümkündür. Her Ülkücü kendinden başlayan çileli bir yolun yolcusudur. Ülkücüler aynı teknede yoğrularak maya tutan ve çile ateşinde pişen insanlardır. ÜLKÜCÜLER SAMİMİ MÜSLÜMANLARDIR.”
“Bugünkü mücadelemizin adı bilgi ve akıl savaşıdır. Bizim için siyaset Türk Milleti'nin iktidarıdır. Ülkücülük, eskimeyen yeniliği ifade eder. İnanıyorum ki, bu idrak ve sorumlulukla birlik ve beraberliğimiz yeniden tesis edilecektir. Kırk yıldır verdiğimiz imtihan Milletimizin teveccühü ile mutlaka zafere ulaşacaktır."

 

FOTOĞRAFLAR
İlgisi olabilecek diğer başlıklar
PANEL: Tarım Eğitim Öğretimi ve Tarımın Bütünlüğü Büyükşehir yasasının tarıma etkisi


Bu Habere Ait Yorumlar
Henüz yorum kaydedilmemiş..
LÜTFEN YORUMUNUZU YAZINIZ
Konu
Adınız Soyadınız
E Posta Adresiniz
Yorumunuz
2 * 3 = ?
TZYMB E-ÜYE
TZYMB E-ÜYE sistemine http://www.tzymb.org.tr/uye adresinden ulaşabilirsiniz.
SÜRELİ YAYINLAR
İNTERNET - BASINDA TARIM